Nostalgia
Trending

Ankara: Suriyelilerle İftar

June 22, 2016.

Bugun suriyeli komsularimizin iftar davetindeydik.
Tevafuk bu davet gecen sene ayni gun bizim onları davet ettigimiz gune denk geldi.

Geçen yıl bu günlerde hicret eden bu aileye,  aile içi bir kampanya düzenleyerek bir çamaşır makinesi almıştık. Kadere bakın, bizim de dün buzdolabimiz arizalandi ve taim oluncaya kadar acil etraftan bir buzdolabı arayışına girdik ve fazla kullanılmayan buzdolabını Suriyeli Abdulmecitlerin evin önünde bulduk. Ve yine bizim çamaşır makinesini teslim ettiğimiz saatlerde  Abdulmecit ve amcaoğlu yedek buzdolabını evimize taşıdılar. 

Abdulmecit kuş hobisi olan birisi. Halepte en iyi cinsten şahin (Al-baz) leri olduğunu öğreniyoruz. Buradanda muhabbet kuşu edinmiş bile. Bu arada muhabbet kuşuna arapça da “tayr el  hubb” veya ” aşik maşuk” dendiğini öğrendik. En azından Halep lehçesinde böyle deniyor. Ne kadar isabetli bir adlandırma!.. Bildiğiniz gibi muhabbet kuşları genelde aynı kafeste iki tane oluyor. Bunlardan “Aşık” olanı erkek, “Maşuk” olanı da dişi olmalı.
Suriyeli komşumuz Abdul, Sincana yakın bir  yerde  sıhhi tesisatçılık yapıyor. Günde 2 saate yakın yolda harcadığı yetmezmiş gibi çok düşük ücrete çalıştırıldığını ve iki aylık maaşını patronun vermediğini  ifade etti. Bayramdan sonra ayrılacakmış. Tabii yeni bir iş bulabilirse. Abdul tek maaşla (bunu da tam alabilirse) eşi ve beş çocuğunu geçindirmeye çalışıyor. En son bebek, Zeynel Abidin Türkiyeli 3 aylık, onun dışında 2 oğlan ve iki kız da var. Kızlar iftar sofrasının bitmesiyle birlikte bulaşıkları 10 dakika içinde temizleyip duruladılar  ve bir kenara koydular.

Bu arada ailece davet edildiğimiz en mükellef sofra olduğunu vurgulamam lazım. Patlican kebap, Tavuk kebabı, özel hazırlanmış Suriye ekmekleri (Abdul, Şeker hastalarının bu ekmekten yemesi gerektiğini söylüyor!), hele Kibbe Siyniyye denilen ve ilk bakışta irmik helvasını andıran ama lezzetli bir köfte çeşidi (ilk defa denedik)nin tadı damağımızda kaldı.

Ramazanın ilk günü uzak bir diyarda varlıklı bir yakınımızda fakir bir sofradan sonra fakir bir komşumuzda zengin bir sofra asıl zenginliğin cep zenginliği değil, kalp zenginliği olduğunu tatbikatıyla birlikte görmüş olduk. Nitekim boşuna “Misafiri evin genişliği değil gönlün genişliği rahat ettirir” dememişler.

Abdul’un hanımı 5 çocuğa bakmakla zorlanırken (üç numara Muhammed down sendromlu birisi) Abdul, babasının geleneğini devam ettirmeye azimli olduğunu anlatıyor yemekten sonra çay esnasında. Tabii Arap usulu yere oturup sol kolun altına minderleri attıktan sonra sohbetin samimi segmentinde bu konulara giriliyor. Babası 12 çocuk tavsiye etmiş ve bunu bilfiil uygulamış. Bir çocuğunda doğumdan sonra vefat ettiğini dikkate alırsak, Abdulun en az 6 çocuk daha gelecek projeksiyonu içinde yer alıyor.

İftardan sonraki çay sohbeti, samimi diyalog temposunun arttığı anlar oluyor. Evlilik, çocuk vs muhabbetinden sonra sıra yemek ve ikramlara geliyor. Hint hurması suyu çaydan sonra geldi. Tabii ilk defa deneyimlediğimiz bu meyve usaresi bildiğimiz hurmadan değil özel bir cinsinden yapılıyormuş. Bu hurmanın özel adı ise “Na’b el Cemel”, yani deve dişi. (Tabi Arapça zengin olduğu için tam tercümesini Devenin azı dişi olarak yapmak gerekiyor). Hemen aklıma çocukluğumuzda zevkle yediğimiz Mersinde yetişen bir nar cinsi olan Deve dişi narı aklıma geldi. Her ikisinin de özelliği diğer hemcinslerine göre danelerinin veya meyvelerinin çok iri olması. Ve akdenizin sahilindeki iki halk muhayyilesinde bu iki meyveye farklı coğrafyalarda da olsa aynı ismi verebilmiş.
Derken Haleplilerle yapılan her sohbette değişmeyen bir tartışma maddesine geçiyoruz:
-Halep fıstığı mı Antep fıstığı mı mevzuu..
Abdulmecit ısrarla bunun adının halep fıstığı olduğunu söylüyor. Hatta iddiasını ispatlamak için google dan ısrarla aramamı istiyor.

Evet cep telefonundan “fustuk al halebi” فستق الحلبي diye girdiğimizde  karşımıza aşağıdaki fotoğraflar geliyor.

image



Tabii anteplilere haksızlık olmasın diye bu defa da “Antep fıstığı” diye arama yapıyoruz ve karşımıza aşağıdaki fotoğraflar çıkıyor!!!

image



Maksut bir ama tesmiye farklı! diyor şair. Mevlana’nın Mesnevideki hikayesi aklıma geliyor. Malum, bir Arap, bir Türk bir de İranlı bir meyvenin adı üzerinde ihtilafa düşmüşler, Arap “inab” derken, Türk “üzüm”, İranlı da “engür” diye iddialarında ısrar ederken her üç dili de bilen bir hikmet ehli tartışmaya müdahale ediyor ve aslında hepsini aynı şeyi istediklerini onlara açıklıyor.

İşin esası herhalde bundan 100 yıl önce, Antep, Maraş, Kilis gibi illerimizin o tarihte Halep Vilayetinin ilçeleri olması ve malum “münazaun fiyh” meyvenin ilçenin adıyla değil de ilin adıyla iştihar etmesi olmalı.

Meyve isminden sonra tartışma çocuk ismine intikal ediyor. Abdul’un 4 nolu çocuğunun ismi “Eyhem”, manasını merak ediyorum. Asil Arap atı manasına geliyormuş. Nadir bulunan bu atın sağ arka ayağında ise beyaz bir alacalık bulunurmuş. Merakımı yenemeyerek kelimeyi google’da en meşhur Arapça sözlükte aratıyorum, ama hiçbirinde böyle bir mana derc edilmemiş. Sarp kayalık, yıldızı olmayan gece, gibi manalar yanında olumsuz bir mana da içeriyor. Laf anlamayan, duyma özürlü ve idraki kıt gibi anlamları komşumuzla paylaştımsa da bu manaları ilk defa benden duyduklarını lisan-hallerinden ve lisanı kal’lerinden anlıyorum. Muhtemelen bu kelime yerel lehçede özel bir mana kazanmış olmalı. 

Aradan geçen bir sene de lise mezunu olan Şaze hanimin ilkokul mezunu olan kocasından Türkçe dil konusunda daha fazla ilerlediğini görüyoruz. Şaze hanım artık temel ihtiyaçlarını ifade ederken, Abdulun kelime haznesi türkçe sayılar ve beş on kelimeye münhasır kalmış görünüyordu.

Savaş mağduru bu mültecilerde göze çarpan bir diğer hususta çok mütevekkil ve neşeli olmaları idi. Belki geleneksel teslimiyet ve kader inancı belki yerel kültür ama sonuçta bu insanları, neşeli, mutlu ve muhabbetli gördüm.

Abdul geçen sene metruk bir gecekondu bulabilmişti, elektrik tesisatından, su tesisatına, çatıdan pencerelere her tarafı kırık dökük  olan bu ev, iki odadan müteşekkil idi. Mutfak ve oturma odası tek, banyo tuvalet aynı oda ve ayrıca bir küçük oda. Abdul gerekli tamiratları yaparak, kışı bu evde geçirdikten sonra, yine birkaç yüz metre ötede kentsel dönüşüm kapsamında terk edilmiş 2 artı bir balkonlu bir ev bulmuştu. Hem manzaralı, hem de müstakil mutfağı olan bu eve üstelik 150 tl kira veriyordu. Geçen seneki ev ise yozgatlıların yoğun bulunduğu mahallenin bir başka köşesindeydi ve aylık kirası 100 tl idi.. Bu kadar az bir farkla bu kadar fazla bir konfor ailenin bütün bireylerini mutlu etmeye yetmişti. Abdul ailesinin mutluluk sırrı, tevekkül teslimiyet gibi metafizik değerler yanında ayrıca bu maddi kazanımda da aranmalı mı diye düşünürken,  veda zamanı gelmişti. Bu mütevazi, gönlü zengin ve huzurlu aileye “Tusbihuna alel khayr” diyerek ziyaretimiz noktaladık.

Show More

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Back to top button

Deprecated: Elementor\Scheme_Typography is deprecated since version 2.8.0! Use Elementor\Core\Schemes\Typography instead. in /home/goldensc/public_html/ramazanaltinok.com/wp-includes/functions.php on line 5051